‘Dostluk elimizi geri çevirmek Ermenistan’a zarar verir’

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin, komşularıyla olan sorunlarını ortadan kaldırmada son yıllarda önemli mesafe aldığını ancak Ermenistan’ın, bu tablonun eksik parçası olarak kaldığını belirterek, ”Türkiye’nin uzattığı dostluk elinin geri çevrilmesinin, herkesten çok Ermenistan’a zarar vereceği açıktır” dedi.
Davutoğlu, MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in soru önergesine verdiği yazılı yanıtta,60. Hükümet döneminde sadece İsveç Parlamentosunun, soykırım iddialarını kabul ettiğini anımsattı. Davutoğlu, İsveç Parlamentosunun, 11 Mart 2010′da sözde Ermeni, Asuri, Keldani ve Pontus soykırımını tanıyan bir kararı kabul ettiğini kaydetti.

Davutoğlu, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Yukarı Karabağ sorununun çözümüne yönelik devam eden müzakerelerde, diğer konularla birlikte, işgal kuvvetlerince boşaltılarak Azerbaycan’a iade edilen bölgelere uluslararası bir barış gücünün konuşlanması fikri üzerinde durulduğunun da bilindiğini belirtti. Davutoğlu, söz konusu barış gücünün varlığı ve oluşumu konusunda müzakerelerin sürdüğünü ifade ederek, Türkiye’nin bu yönde taraflara herhangi bir teklifte bulunduğu iddiasının gerçeklikten uzak olduğunu bildirdi.
-”BÖLGEDEKİ ÜLKELERİN YARARINA OLACAKTIR”-
Türkiye’nin, tüm komşularıyla ilişkilerini karşılıklı saygı ve iyi komşuluk ilkeleri temelinde geliştirmek azminde olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
”Komşularımızla var olan sorunların ortadan kaldırılması hususunda son yıllarda önemli mesafe kaydedilmiş, ancak Ermenistan, bu tablonun eksik parçası olarak kalmıştır. Ermenistan ile imzalanan protokoller, uzun soluklu bir süreç olarak değerlendirdiğimiz normalleşmenin ilk adımını oluşturmuştur. Bu sürecin devamı, şüphesiz Ermenistan’ın da sorunları çözme iradesiyle yapıcı bir tutum sergilemesine ve izlediği siyasetin iyi komşuluk ilişkileriyle uyumlu olmasına bağlı olacaktır.
Güney Kafkasya’da mevcut siyasi ihtilafların barışçı yollarla çözümlenmesi, bölgede sürdürülebilir güvenliğin ve refahın sağlanmasının ana koşuludur. Güney Kafkasya’nın mevcut çatışma ortamından kurtarılıp, bir güvenlik ve işbirliği alanına dönüştürülmesi bu bölgedeki tüm ülkelerin geleceği ve bölgenin refahı açısından gereklidir. Güney Kafkasya’da böyle bir tablonun ortaya çıkması, bölgede bulunan tüm ülkelerin yararına olacaktır.”
-”GEREKLİ SİYASİ İRADEYE SAHİP”-
Güney Kafkasya’da kapsamlı bir barışın kurulması için çok önemli diğer bir koşulun, Yukarı Karabağ sorununun çözümlenmesi olduğuna işaret eden Davutoğlu, ”Bölgemizde kapsamlı bir normalleşme olmaması halinde tek boyutlu bir normalleşme yönündeki çabaların kalıcı ve sürdürülebilir olmayacağı açıkça bilinmektedir” dedi.
Davutoğlu, Hükümetin, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin, Yukarı Karabağ sorununun çözüm çabalarına da olumlu etki edeceği, bu çabalara hız kazandıracağı inancında olduğunu vurguladı. Davutoğlu, şunları kaydetti:
”Nitekim Ermenistan ve Azerbaycan cumhurbaşkanları arasında süren müzakerelerin, normalleşme süreciyle birlikte yeni bir ivme kazandığına, iki cumhurbaşkanın bu dönemde 9 ikili görüşme yaptığına tanık olduk.
Türkiye, bölgede başlattığı söz konusu barış hamlesini, karşılaşılan güçlüklere rağmen sürdürmek için gerekli siyasi iradeye sahiptir. Ermenistan’ın da aynı siyasi irade ve iyi niyeti göstermesi halinde süreç, tüm bölgenin hayrına sonuç verebilecek şekilde ilerleyebilecektir. Türkiye’nin uzattığı dostluk elinin geri çevrilmesinin ise herkesten çok Ermenistan’a zarar vereceği açıktır.”
Soru önergesinde başka bir soruyu yanıtlarken Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanlık görevini üstlendiği 15 Mart 2003 tarihinden bu yana (6 Temmuz itibariyle) 191 yurt dışı gezisi yaptığını bildirdi.
Posted in Uncategorized | Leave a comment

Mason Locası Davası Öncesi Savcı’nın Evinde Hırsızlık

Mason Locası Davası Öncesi Savcı’nın Evinde Hırsızlık

Mason locasından yolsuzluk gerekçesiyle ihraç edilen üç eski yönetici hakkında açılan davanın dünkü duruşmasında karar çıkması bekleniyordu. Ancak savcının evine hırsız girdi.




Yeni savcı bir günde dosyayı inceleyip mütalaa verecek.
Mason locasından yolsuzluk gerekçesiyle ihraç edilen üç eski yönetici aleyhine açılan davada ilginç bir gelişme yaşandı. Beyoğlu 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü duruşmasında karar çıkması beklenirken, duruşma savcısı İsmail Özmumcu’nun evine sabah saatlerinde hırsız girmesi nedeniyle dava ertelendi.

Sanıklar eski büyük üstad Kaya Paşakay, eski genel sekreter Koray Darga ve eski genel sayman Prof. Dr. A. Sait Sevgener, karar çıkacağı beklentisiyle sabah saat 09.30′daki duruşmada hazır bulundu.

Savcı Özmumcu’nun yerine duruşmaya katılan savcı ise “Bana bir dakika önce haber verildi. Dolayısıyla dosyayı inceleme fırsatım olmadı. Şu durumda mütalaa veremem.

Bu nedenle dosyayı incelemek için süre talep ediyorum.” dedi. Savcının talebini uygun gören mahkeme başkanı, duruşmayı bugüne erteledi.

Dün ayrıca, Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mah-kemesi’nde görülen ve 22 mason locası yöneticisinin yargılandığı yolsuzluk davası ile bu davanın birleştirilme talebi de incelendi.

Mahkeme heyeti, gerek sanıklar gerekse suçun işlenme tarihi açısından farklılık bulunduğu gerekçesiyle birleştirme talebini reddetti. Öte yandan, hâkimin daha önce ifadelerine başvurulmak üzere duruşmaya çağırdığı eski büyük üstatlar Demir Savaşçın ve Tunç Timurkan, dilekçe göndererek mahkemeye gelmedi.

Sanıkların avukatı Prof. Dr. Köksal Bayraktar, şikâyetçi konumundaki Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği yönetiminin davaya müdahil olmadığını, mahkemenin bu yönde yazdığı yazılara cevap verilmediğini hatırlattı. Bu nedenle, derneği zarara uğratmadıkları yönündeki savunmalarının loca yönetimi tarafından da dolaylı olarak kabul edildiğini öne sürdü. 

AA

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Ey evrimci arkadaşlar, nerede şu Örümcek Adam?

Yüzyıllardır sinekler, böcekler ısırır durur insanları, hala bir Örümcek Adam görmek için sinemalara doluşup boş yere dünyanın mısırını yiyoruz.

Yiğit Bulut yine dayanıklı tüketim malları kategorisine sızıp TSE onayına hak kazandığı bir program sundu ekranda. “Masalsa masal, olsun, Avrupa, Amerika bu masalları dinliyor işte, doğrudur o zaman” diye (şaka yapmıyorum, gerçekten bu cümlelerle) evrim teorisini savunan bir grupla, “hadi ruh kısmını da atlayalım, diyelim ki robotuz hepimiz, robotu bile bir yapan var ki orada duruyor, tasarlayan olmadan hiçbir tasarım olmaz” mukabilinden yaratılış savunucuları karşı karşıya geldiler kırk yılda bir olduğu gibi. 
Türlerin tek tek yaratıldığını savunanlar bilime uzak olsalar ürkmek kolay olur ama yaratan olmadan bilimin de var olması mümkün görünmediği için yine bir sıfır öndeler diye düşünüyorum. En azından benim aklım “tesadüfen” gören bir çift gözü, tesadüfen pişmiş şekilde önüme gelen bir yemek gibi kabul etmiyor işte. Bu arada din kavramını bilime karşı bir tuzak gibi görmek de milat öncesinde kaldı. Din bilime yol açar, destekler, sürekli araştırmayı, bulmayı, çözmeyi teşvik eder, medeniyetin yollarını gösterir. Keşke hurafe dinleyeceklerine birazcık daha okusalar.
Bir yaratıcı olduğuna inanan bilim adamlarını anlamak kolay ama bütün o mucizeleri bu kadar yakından görüp de bunların tesadüf olduğunu söyleyenlere hayret ediyorum. Düşünsenize en basit örnek protein, yağ ve su moleküllerinden oluşan ve milimetrenin yüz binde biri büyüklüğündeki bir DNA içinde bir milyon ansiklopedi sayfası toplamı kadar bilgi yüklenmiş bulunuyor. Ve her nasılsa tesadüfen. Galiba diploma almak da ehliyet almak gibi birşey. O kadar da akıl gerekmiyor demek. Bu yazı da bir baktım ekranımda duruyor, tesadüf işte…
Bizim aile iyi yüzücüdür. Babam geçen yaz bin kulacı zorlayıp kolunda kas yırtmıştı. Annemle teyzemin 60’larda çekilmiş gençlik resimleri var Boğaz kenarında. Saçlar yapılı, kirpikler boyalı ama mayolardan anlıyoruz yüzdüklerini. Anlatırlardı zaten, hem de buz gibi suda akıntıya karşı yüzerlermiş. Söylemesi ayıp ben de iyice açılanlardanım, şöyle ufku yakalayasım gelir hemen her sefer. Hayat felsefesi diyelim.
Her yeni doğanın parmak aralarına bakılır bizde, perdeli bir bebek bekliyoruz kaç nesildir. Geçenlerde bir kaşıntı haberi heveslendirdi hepimizi ama mantar türü bir şeyle yetinmek zorunda kaldık. Sonunda çözdük neden perdelenemediğimizi. Anneannem yüzündenmiş. Unutmuş her gece 40 kere tekrarlamayı “balık olacağım” diye. Durum böyle olunca iki ayak üstünde idare ediyoruz artık. Bakalım, hayırlısı… Biz göremesek bile gelecek nesillerden birinde mutlaka solungaç, perde, kuyruk, en azından pullu bir deri çıkacak nasıl olsa. Evrimcilerin söylediğine göre biz yüzdükçe DNA’larımıza “iyi yüzücü, yakında perdele sen bunu” geni hasıl olmaya başlıyormuş, her nesil bu “perdele beni” geni kuvvetleniyormuş. Gen bu, yüzdüğümüzü hissediyor işte. Hele buna bir de sözde sır dolu bir kitaptaki “dileklerinizi uzaya gönderin, sizi duyar, o bembeyaz tonton bulutlar da sever havada uçuşan dilekleri, hemen size perilerini yollarlar, dilekleriniz oluverir” satırlarına da sığındınız mı tamamdır. Ben inanıyorum bizde en fazla iki nesil sonra pullu çocuklar çıkacak.
Posted in Uncategorized | Leave a comment

Şampiyon: Müslümanlar’ın zaferi olacak

Dünya Supersport Şampiyonu Kenan Sofuoğlu, ”İnşallah yarışları dünya şampiyonu olarak bitireceğim, bu da hem Müslümanlar’ın, hem de Türkler’in zaferi olacak” dedi

Sofuoğlu, İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemilere saldırısını değerlendirdi.
Amerika yarışındaki antrenmanların istediği gibi geçmediğini kaydeden Sofuoğlu, yarıştan birkaç saat önce Türkiye’den gelen bir telefonla Gazze’de yaşananları haber aldığını belirterek, şunları söyledi:
”İsrail’in daha önce de yaptıkları bizi üzen şeylerdi. Son olaylar daha fazla üzdü. Yarıştan sonra ufak bir Filistin bayrağı çıkarıp gezinmek istiyordum. Buna takımım izin vermedi, nedenini bilmiyorum. Ben de takım menajerine ‘yarışı kazanacağım ve kazandıktan sonra istediğim gibi konuşacağım’ dedim. Onlar bundan da çok memnun olmadılar. Ben onlara şunu söyledim, ‘Müslümanım diye taraf değilim, burada bir zalim, bir de mazlum taraf var, zalimin yanında değilim, bana niye karşı çıkıyorsunuz?’ dedim. Takımla aramızda çok iyi şeyler geçmedi. Ben çok memnun kalmadım. Kazanırsam elde ettiğim geliri bağışlamak istiyordum. Burada bir amaç vardı, amaç da yarışı kazanmak ve Filistin’e hediye etmekti, bunun için yarışı kazandığıma çok sevindim.”
Yarıştan sonra düzenlenen basın toplantısında kullandığı ifadelerin basında dile getirilmemesinin kendisini üzdüğünü ifade eden Sofuoğlu, Filistin sorunu konusunda herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini belirtti.
Bir sporcu olarak Filistin sorunu konusunda üzerine düşeni yaptığına inandığını kaydeden Sofuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
”Herkes kendi üzerine düşeni yaparsa İsrail bu kadar rahat olmaz. Ben elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. İnşallah diğer sektörlerdeki insanlar da üzerine düştüğü kadar destek olsa İsrail bu kadar rahat olmaz. Birtakım insanlar korkuyor. Ben bir Türküm, Müslümanım. Müslümanlar’a ve Türkler’e yapılan zulüm var. Her açıdan şampiyonluğu almak istiyorum. İnşallah yarışı dünya şampiyonu olarak bitireceğim, bu da hem Müslümanlar’ın, hem de Türkler’in zaferi olacak. Her ne kadar motor sporları ülkemizde bilinmese de Avrupa ve Amerika’da çok iyi takip ediliyor. Bir örnek vereyim. Amerika’daki yarışı 220 bin kişi izledi. Formula 1 Yarışı’nı 130 bin kişi izlemiş. Ne kadar önemli olduğunu buradan anlayın. İnşallah dünya şampiyonluğunu aldığım zaman Türk halkı da önemini anlayacak. Amerika’da elde ettiğim birincilik Filistin’e adandı. Keşke izin verilseydi, yarışı kazanınca Filistin bayrağıyla gezebilseydim.”
Posted in Uncategorized | Leave a comment

İstihbarat savaşı

Sabah Gazetesi’nde birkaç fotoğraf üzerinden oluşturulan yoruma dayalı Fadime Şahin haberindeki bazı çelişkiler, 28 Şubat sürecine yönelik dezenformasyon ve istihbarat savaşı iddialarını gündeme getirdi.
Abdurrahman Şimşek imzalı haberde, Fadime Şahin’in 13 yıl sonra büyük bir takip sonucu bulunduğu, hakkındaki tüm iddiaların şehir efsanesi olduğu, gözlerden uzak ve korumasız mütevazı bir hayat yaşadığı işlendi.
Neye dayanarak?
1997, 2002, 2009 ve 2010 yıllarına ait olduğu belirtilen başörtülü çekilmiş dört ayrı fotoğraf karesinden hareketle…
Sabah muhabiri ile Fadime Şahin 5 dakika ayakta kalmış, art arda sorular sorulmuş, tek satır cevap verilmemiş, ama ne hikmetse yukarıdaki yorum çıkmış.
Sonra?
Ergenekon’daki bir gizli tanığın Fadime Şahin’le ilgili iddialarına ilave olarak, 28 Şubat’taki skandalın perde arkasında organizatör olarak Veli Küçük, finansör olarak Turgut Büyükdağ’ın bulunduğuna dair bir başka iddiaya gönderme yapılmış.
Haberdeki kritik cümle şu: “Ancak SABAH’ın yaptığı araştırmalar bu iddianın doğru olmadığını ortaya koyuyor.”
Yani, Veli Küçük’ün hiçbir günahı yok!
Fotoğraflar Çiçek’in imzası gibi
Bu haber, Ergenekon’a inanmayan yazarlara ilaç gibi geldi, aslında Fadime Şahin’in dinini yaşamak isteyen saf bir kız olduğu iddiasına referans yapıldı.
Oysa, Vatan Gazetesi, 24 Nisan 2003 tarihli nüshasında Fadime Şahin’i bulmuş ve kocasıyla görüntülemişti. O fotoğrafta, Fadime Hanım, başı açıktı ve estetik ameliyat yaptırdığı belirtiliyordu.
Nitekim, Sabah’taki fotoğraflarda başörtülü olsa bile hiçbiri diğerine benzemiyordu. Bariz farklılıklar vardı. Tıpkı, Albay Dursun Çiçek’in imzaları gibi…
Kaldı ki, Sabah ilk kez görüntülüyor ve Fadime Hanım hiç konuşmamışsa eski fotoğraflara nasıl ulaşıldı?
Çok açık, bir yerden çok ciddi bilgi akışı sağlanmış. Sakın, bunu yadırgadığım sanılmasın, sızdırma, gazeteciliğin babasıdır, hep söylüyorum. Önemli olan, doğru çıkması ve kamu yararının bulunmasıdır.

Tuncay Güney fiyaskosu

Bu faslın daha iyi anlaşılabilmesi için Sabah’ta yine Abdurrahman Şimşek imzalı bir başka habere geçerek hafızamızı toparlayalım.
26, 27 ve 28 Kasım 2008 tarihli Sabah Gazetesi’nde Ergenekon sürecinde ismi sıkça konuşulan Tuncay Güney’in “İpek” koduyla MİT’e çalışan bir eleman olduğu belirtiliyordu. MİT’in 07.02.1997 tarih ve 10.251.01.011 (IST00736) sayılı belgesine göre, Güney, İran Masası’nda görevliydi.
Ergenekon’a destek veren kimi yazarlar, “Aslan Abrurrahman Şimşek” diyerek haberi övdü. Bizim yayınladığımız gizli belgeleri “Sana kim sızdırdı?” diye soranlar, Şimşek’e “Aslan” dediler.

Çünkü, o haber, güya,

Tuncay Güney’in Veli Küçük ve JİTEM’le ilgili tüm iddialarını çürütüyordu!
Kısa süre sonra beklenmedik bir gelişme oldu. Bugün Gazetesi, 12 Ocak 2009 günü belgenin orijinalini yayınladı. Anladık ki, Sabah’taki belge, eksikti. Birileri JİTEM’i aklama kaygısı içindeydi.

Bugün’ün haberine göre,

Güney, MİT’in takibindeki JİTEM elemanıydı. Habere bakarsak, Güney, Veli Küçük’le çalışıyormuş.
Bu son Fadime Şahin haberinde olduğu gibi o dönemde de “Sabah Ergenekon haberlerinde dezenformasyon mu yapıyor?” tartışması yaşandı.
Hatta, Sabah’ın Ombudsmanı Yavuz Baydar,12 Ocak 2009 tarihli köşesinde, dezenformasyon iddiasını hatırlatarak, haberi yapan Abdurrahman Şimşek ve Ferhat Ünlü’nün görüşlerine yer verdi. Hem Şimşek hem Ünlü haberlerinin arkasında durdu ama okur temsilcisi, Tuncay Güney için “JİTEM-MİT arasında ikili ilişkisi açık” diyerek Sabah ve Bugün arasında orta yol buldu.
Yani, kendi haberlerine tümden sahip çıkmadı. Zaten çıkamazdı.
Bu mevzuyla ilintili Sabah’ta yayınlanmış başka haberler de var, hepsini yazmaya kalkarsak ek çıkarmak gerekir.
Sabah yönetimine sorum şu: Veli Küçük ve JİTEM hakkındaki iddiaları çürütmeye yönelik özel bir gayret mi var? Değilse, eksik ve yalan haberler üzerinden üretilen senaryolara neden ihtiyaç duyuluyor?
Bir başka sorum, Mehmet Eymür bu işlerin neresinde?
Bekliyorum…
Posted in Uncategorized | Leave a comment

1001 İCAT: Müslümanlığın Bilim ve Teknolojiye Mirası

1001 İcat: Müslümanlığın Bilim ve Teknolojiye Mirası
 
Önceki Sonraki
SAAT
‘Otomatik makine’ kavramının babası sayılan El Jazari, yaşadığı dönemin Diyarbakır’ında hüküm süren Artuklu hanedanının sultanları için çok sayıda saat üretti. El Jazari’nin en etkileyici eserlerinden biri olan “fil saati”; Arşimet’in ilkelerini ve Hintlilerin ‘su saati’ mekanizmasını harmanlayan karmaşık bir tasarımdı.
Posted in Uncategorized | Leave a comment

Militan MOSSAD İle Bağlantılı

Amsterdam-Detroit uçağına elini kolunu sallayarak üzerindeki bombayla binen Nijeryalı militanla ilgili sır perdesi aralanıyor

Amsterdam-Detroit uçağına elini kolunu sallayarak üzerindeki bombayla binen Nijeryalı Ömer Faruk Abdulmuttalib’le ilgili sır perdesi yavaş yavaş açılıyor. Amerikalı savaş gazileri ve emekli subaylarının yayınladığı Veterans Today dergisi, Abdulmuttalib’in uçağa bindiği Amsterdam’daki Schipol Havaalanı’nın güvenliğini İsrail’e yakın bir şirketin sağladığını öne sürdü.

Geçtiğimiz yılın (2009) son haftasında Hollanda’nın başkenti Amsterdam’dan Amerika’nın Detroit kentine giden Delta Hava Yolları’na ait uçağı havaya uçurmaya çalıştığı söylenen Nijeryalı Ömer Faruk Abdulmuttalib’in İsrail ile bağlantısı olduğu ortaya çıkan Yemenli bir örgüt tarafından kullanılmış olabileceği belirtiliyor. Amerikalı bir grup emekli subayın yayınladığı Veterans Today isimli dergide, 7 Ekim 2009 tarihinde Yemen’de İsrail gizli servisi MOSSAD’la bağlantısı olduğu ortaya çıkan sözde ‘İslami’ örgüte atıfta bulunularak, Detroit uçağını havaya uçurmaya çalışan Abdulmuttalib’in MOSSAD’ın izni olmadan elini kolunu sallayarak uçağa binemeyeceğini iddia etti.

BANKACI DEĞİL, SİLAH ENDÜSTRİSİNİN YÖNETİCİSİ
Nijerya asıllı Ömer Faruk Abdulmuttalib’in sıkı güvenlik ve pasaport aramasının yapıldığı Amsterdam’da uçağa binmesiyle ilgili birçok soru işareti olduğu belirtilen Gordon Duff imzalı Veterans Today dergisindeki yazıda, Abdulmuttalib’in babasının basında ‘bankacı’ olarak lanse edildiğini ancak bunun bir ‘örtme’ olduğu kaydedildi. Abdulmuttalib’in babasının Nijerya’daki tüm savunma ve silah endüstrisini kontrol ettiğini ve İsrail’le bu yüzden yakın işbirliği yaptığı belirtilen yazıda, babanın silah işleri dolayısıyla İsrail ve MOSSAD’la neredeyse her gün görüşmeler yaptığı belirtildi.

‘ŞÜPHELİ TERÖRİST’ LİSTESİNDE AMA…
Amerikan istihbarat teşkilatı CIA’nın Abdulmuttalib ile ilgili Ağustos ayında bilgi edindiğini ve kayıtlara ‘şüpheli terörist’ olarak geçtiği kaydedilen yazıda, Abdulmuttalib’in babasının Nijerya’daki ABD Büyükelçiliği ile çok iyi ilişkileri olduğu ve oğluyla ilgili bilgiyi Büyükelçiliğe verdiği, buna rağmen Abdulmuttalib’in elini kolunu sallayarak uçağa binmesiyle ilgili birçok soru işareti olduğu belirtildi.

İSRAİL VE HİNDİSTAN’IN ORTAK TERÖR FAALİYETLERİ
Bush döneminde Guantanamo’dan serbest bırakılarak Suudi Arabistan’a gönderilen ve daha sonra serbest bırakılan El Kaide üyelerinin İsrail’le bağlantılarının Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Saleh tarafından açıklandığına dikkat çekilen yazıda, Pakistan’dan gelen istihbaratlara göre Hindistan ve İsrail’in bölgede birçok terör olayı gerçekleştirdiği ve Abdulmuttalib’le birlikte bir Hindistanlı’nın da uçağa binmeden yakalandığı kaydedildi.

HAVAALANLARININ GÜVENLİĞİNİ İSRAİL ŞİRKETLERİ SAĞLIYOR
Abdulmuttalib’in ‘şüpheli terörist’ listesinde olmasına rağmen ABD’nin Londra Büyükelçiliği tarafından Haziran 2008′de vize verildiği ve vizenin 12 Haziran 2010′a kadar süresi olduğu kaydedilen yazıda, Amsterdam’daki Schiphol Hava Alanı’yla ilgili olarak da ilginç iddialarda bulunuldu. Havaalanı güvenliğini sağlayan güvenlik şirketinin İsrail’le yakın olduğu ve buradakilerin çoğunun eski MOSSAD ajanları olduğu kaydedilen yazıda, 2001′deki Paris-Miami uçağındaki başarısız bombalama girişimi de hatırlatıldı. “Ayakkabı bombacısı’ olarak bilinen Richard Reid’in MOSSAD tarafından bilindiği ve Tel Aviv’deyken takip edildiği belirtilen yazıda, buna rağmen MOSSAD’ın Amerika ve Fransa’ya Reid ile ilgili herhangi bir bilgi vermediği belirtildi. Yazıda, Schipol Havaalanı’ndaki güvenlik şirketi çalışanları gibi Paris’teki havaalanı çalışanlarının da eski MOSSAD ajanı olduğu öne sürüldü.

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=264861

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Görünmezlikle ilgili büyük adım

Almanya’da yapılan çalışmalar sonucunda, cismin yaydığı ışını kontrol atına alarak görünmez hale getirilmesi yönünde önemli bir adım atıldı.
Science dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten ekibin başında bulunan, Karlsruhe Teknoloji Enstitüsünden Tolga Ergin, dönüşüm optiği kullanılarak görünmezliği sağladıklarını belirtti. Bu teknolojiyle, ışığın yayılımı yönlendirilebiliyor, kontrol altında tutulabiliyor.

Ergin ve meslektaşları, fotonik kristaller kullanarak bir görünmezlik perdesi elde etti. Bu perdeyle, altın bir yüzey üzerindeki küçük bir yumruyu görünmez hale getirmeyi başardılar. Bu perde, özel merceklerden oluşuyor. Perde ile, yumrudan çıkan ve görünürlüğünü sağlayan ışık demetleri yönlendirilerek cisim gizleniyor. Bu işlem, bir cismi halıyla örtüp gözden uzak hale getirmeye ve sonra halıyı da görünmez yapmaya benziyor. Buradaki mercek sistemi ile oluşturulan perde, cismi örten ancak görünmeyen halı gibi davranıyor.

Ergin Reuters’a telefonla yaptığı açıklamada, “Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça heyecan verici, çünkü insanoğlu her zaman görünmezlik istemiş veya görünmezlik pelerinine sahip olmayı düşlemiştir. Bizim çalışmamız, bunun mümkün olabileceğine dair ilk ipucunu sağladı. Bu tekniğin işe yaradığını gösterdi” dedi.

Ergin, bir insan veya bir arabanın, uyguladıkları bu teknikle görünmez hale getirilmesi için uzun yıllar daha çalışılması gerektiğini de belirtti.

Dönüşüm optiği alanında geçmişte çeşitli teknikler önerildiğini, bunlar arasında, ışın demeti yoğunlaştırıcı, ışın demeti yönlendirici gibi tekniklerin yer aldığını, ayrıca her yönden gelen ışınları bir noktada toplayacak antenler ve daha nice teknikler önerildiğini belirten Ergin, “Geleceğin neler getireceğini henüz bilmiyoruz. Ama bu alanda olasılıklar ve imkanlar oldukça geniş” diye konuştu.
http://www.internethaber.com/gorunmezlikle-ilgili-buyuk-adim-238110h.htm

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Foklar, bıyıklarıyla iz sürüyor

FOKLARIN avlarını, balıkların suda arkalarında bıraktıkları gözle görünmez izleri bıyıklarıyla saptayarak buldukları belirlendi.
Daily Telegraph gazetesinde yer alan habere göre, biyologlar, köpeklerin yiyeceklerini kokuların izini sürerek bulması gibi, fokların da balıkların suda bıraktığı belli belirsiz izleri saptama yeteneğine sahip olduğunu tespit etti. Fokların bıyıkları o kadar hassas ki, bir balığın arkasında bıraktığı izi balığın geçip gitmesinden yarım dakika sonrasına kadar saptayabiliyor. Rocstock Üniversitesi Denizcilik Bilimi Merkezi zooloğu Dr. Wolf Hanke, fokların bir balık geçip gittikten 35 saniye sonrasına kadar, yani 70 metre uzaklaştıktan sonra bile avlarının izini bularak takip edebildiğini söyledi. Foklar, karanlık veya kirli sularda kaçan avları yakalayabilmek için tamamen bu yeteneklerini kullanıyor. Journal of Experimental Biology dergisinde yayımlanan araştırmalarda, bir fokun gözlerini bağlayarak bir dizi deney yaptı. Bilim adamları, fokların avlarının büyüklüğü ve hızları hakkında bilgi sahibi olabildiğine dair bulgular da elde ettiklerini söyledi.
Posted in Uncategorized | Leave a comment

Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz

Beyoğlu Belediyesinin düzenlediği ve dinî cemaat liderlerini buluşturan geleneksel iftar yemeğinde konuşan Süryani Ortodoks Cemaati Ruhanî Lideri ve Patrik Vekili Metropolit Yusuf Çetin, ‘’Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz’’ dedi.

Beyoğlu Belediyesince Ceylan Intercontinental Otel’de düzenlenen ve dini cemaat liderlerini buluşturan geleneksel iftar yemeğinde konuşan Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Vekili Metropolit Yusuf Çetin, ‘’Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz’’ diyerek, “Biz semavi din mensupları olarak Tanrı’nın bahçesinde kendi dinî mezhebimize göre yüce Yaradanı yükseltiyor ve şükürlerimizi sunuyoruz. Hepimiz tek Allah’a inanıyoruz. O’nun bizden beklediği manevî ve kutsal meyveler vermek ve çevremize yaymaktır. Ramazan ayının dünyaya barış, sevgi ve dostluk getirmesini diliyorum. Allah tüm İslâm âleminin oruçlarını kabul etsin ve nice bayramlara kavuştursun. Ülkemizde barış, sevgi, kardeşlik artsın, birbirimizi kucaklayalım ve terör de sona ersin’’ şeklinde konuştu.
GERÇEK DİNDARLIK NEDİR?
Daha sonra konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Ramazan ikliminin bütün İslâm âlemine dalga dalga yayılmasını dileyerek, İstanbul’un her zaman farklı dinlerin ahenk içinde yaşadığı önemli bir şehir olduğunu vurguladı. İstanbul’un kalbi ve sahnesi olan Beyoğlu’nda bütün dinlerin asırlardır birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde yaşamakta olduğunu kaydeden Bardakoğlu, ‘’Gerçek dindarlık, ötekini yargılamaktan çok kendi öz hayatını gözden geçirmekle başlar. Biz önce kendi kapımızın önünü süpürelim’’ dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın herkesin diyaneti, müşterek ortak kurumu olduğunu da ifade eden Bardakoğlu, “Diyanet etnik, ırk, mezhep farkı ayrımı yapmadan herkesi kucaklayan bir kurumdur. Bundan sonra da görevine bu şekilde devam edecektir’’ dedi. İftar yemeğine, Neve Şalom Sinagogu Vakfı Başkanı Josef Nassi, Süryani Katolik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Basatemir, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ve bazı ülkelerin başkonsoloslarının da aralarında bulunduğu çok sayıda dâvetli katıldı.
DEMİRCAN: BEYOĞLU BİR BİRLEŞMİŞ KÜLTÜRLER TOPLULUĞUDUR
İftarda bir konuşma yapan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da Musevilerin, Hristiyanların ve Müslümanların, Beyoğlu’ndaki o manevî ruhtan beslendiklerini ifade ederek, ‘’Toplumun bütün kesimlerinin uyumlu birlikteliği, ürettiği zenginlik ülkemize model oluyor. Diyebiliriz ki Beyoğlu bir birleşmiş kültürler topluluğudur. Görünen o ki, Beyoğlu’nun bu zenginliğini daha görünür kılmalıyız. Avrupa’nın, Amerika’nın Ortadoğu ve Afrika’nın da bizim geliştirdiğimiz yaşam modeline ihtiyacı var. Türkiye için ürettiğimiz bereketi dünyaya da sunmak zorundayız’’ diye konuştu.
Posted in Uncategorized | Leave a comment